"Eğer bir füze Ukrayna'da bir hastaneyi vurursa, Batı buna 'savaş suçu' der. Gazze'de bir gecede yüzlerce insan ölürse, bunun adı 'İsrail'in kendini savunma hakkı' olur."
Savaş muhabiri Janine di Giovanni’nin işte bu güzel tespiti, aslında Batı’nın tescilli ahlaksızlığının özetidir..
Evet, Gazze çok ağır ve tarifsiz bir katliam hatta soykırım ile imtihan oldu. Oradaki halk malıyla, canıyla, kanıyla, evlatlarıyla, o en sevdiklerini kaybetme pahasına ama bu imtihanı inşaAllah KAZANDILAR!
Onlar şehit oldu, gazi oldu, mazlum oldu ama izzetlerini, şereflerini, haysiyetlerini, cesaret ve metanetlerini, samimiyetlerini muhafaza ettiler.
İnşaAllah, benim çok yüksek bir kanaatim var ki; ebedi saadetlerini dahi kazandılar.
Bizlere, hatta insanlığa ise iman, ahlak, edep, şükür, tevekkül, cesaret ve metanet dersi verdiler.. Böylece büyük bir hayra da vesile oldular. Çünkü ümmetin hatta dünyanın uyanışına vesile oldular. İnsanların islamı tanımasına, akın-akın müslüman oluşuna sebep oldular.
Dahası; Dünyanın siyonizme teslim edilemeyeceğini, onlar tarafından yönetilemeyeceğini, buna asla müsaade edilmemesi gerektiğini, yoksa dünyada fitne, fesat ve nifak'ın hiç bitmeyeceğini de ispatladılar.. İnsanlığa imanı, ahlakı ve çaresizlik içerisinde dahi şükrü öğrettiler..
Peki ya biz?
Bizler suskunluğumuzla, ekran arkasındaki acizliğimizle, bir boykot yapmayı dahi beceremeyerek, belki çoktan kaybetmedik mi?
Gazze şimdi yerlebir oldu, harabeye döndü. Perişan ve hayalkırıklığı içerisinde.. Çünkü 2,5 yılı aşkın bir zamandır yardımlarına kimse gitmedi.. Emimim ki şaşkınlıklarının ve hayal kırıklıklarının bir tarifi yoktur ve olamaz.. Herhalde ki en büyük hayal kırıklığını ise Türkiyeden yaşıyorlardır..
Evet Gazze tam 2,5 yıl feryat etti.. Ama maalesef imdadına, feryadına yetişen kimse olmadı! Dünya liderleri de sadece izledi!
Bir çok insan ise daha Coca Cola içmekten bile vazgeçemedi, onu dahi terk edemedi..
İşte böylesine umursuzca ve sorumsuzca hareket edildi.
Fakat "Ama efendim bundan ne olur, Coca Cola'dan vazgeçmek saldırıları mı durduracak?" diyenler dahi oldu.
Ne kadar saçma, hem de saçma sapan bir cümle. Ve çok sığ bir bakış açısı!
Halbuki bir insan herşeyden önce; eğer bu konuda samimiyse YAPABİLECEĞİNİ, ELİNDEN GELENİ YAPACAK!
İSRAİLE AÇIKÇA DESTEK VEREN, HATTA HİBE YAPAN BIR MARKAYI İÇMEKTEN VAZGEÇECEK. ÖNCE ONU TERK EDECEK!
Hâlâ Coca Cola içmeyi bile terk edememiş insanlar hiç utanmadan, samimiyetsizce "Gazze meselesinde üzülüyormuş, dertleniyormuş" ayakları yapıyorlar..
En komiği ise; Eğer devlet izin verse ve Gazzeye de girmek de mümkün olsa savaşmaya bile gideceklerini söylemeleri..
İçimden "sen onu benim külahına anlat" demek geliyor ve gülüyorum..
Öyle ya, adam daha Coca Cola içmeyi terk edememiş, bundan vazgeçememiş, bu samimiyeti ve ciddiyeti gösterememiş ama savaşa gidecekmiş! Komedi gibi...
Hangi enerjiyle, hangi ciddiyetle, hangi samimiyetle, hangi iman seviyesiyle gideceğini sanıyor?
Onun imanının seviyesi ona daha bir Cola'yı terk ettirememiş ama merminin altına girecekmiş (!) Yerseniz tabi..
Demek Gazzede böcek öldürür gibi müslüman öldürecekler, solucan ezer gibi müslümanları ve masum çocukları ezecekler, en ağır işkenceleri edecekler, o Gazzeli mazlumlara, kendi vatanlarında ekmek ve su bile fazla görülecek, hatta HAYAT HAKLARI, YAŞAMA HAKLARI bile tamamen yok sayılacak, çoluk-çocuk demeden katledilecek, işte bu haldeki insanların hatırı bile kişiye o Coca Cola içmeyi terk ettirememiş olacak ama ONLAR YİNE GAZZEYE SAVAŞMAYA GİDECEKLERMIŞ ÖYLE Mİ?
Bunu benim külahıma anlatsınlar...
Ama GAZZE konusunda belkide asıl soru, en kritik soru şu olmalıdır; Dünya halkları bir şekilde sokaklarda haykırırken, tepki verirken, sosyal medya bununla çalkalanırken, Gazze her zaman gündem de olmuşken, o kos koca, anlı-şanlı devletlerin liderleri neden Gazzeye kulaklarını tıkadı?
Neden Kınamaktan öteye gidemediler?
Neden milletlerin önündeki en büyük engel, yine o milletlerin seçtiği liderler oldu?
Öyle ya kınamaktan öte pek bir şey yapmadılar.
Zaten kınaya-kınaya kına da kalmadı, kınamanın bir ağırlığıda (!)
Vaziyet böyleyken kuru kuruya kınamak ne işe yarıyorki?
Asıl şimdi kına yaksın o liderler bir taraflarına (!) Çünkü Gazze bitti, harap oldu..
Şantaj Siyaseti ve Görünmeyen Yularlar (!)
Bugün adalet terazide değil, maalesef kirli masalarda tartılıyor.
Jeffrey Epstein dosyalarını hatırlayın...
Güçlü, kibirli, dünyayı yönettiğini sanan karakterlerin bile nasıl birer-birer o bataklığa saplandığını gördük. Bugün bir çok liderin boynunda, şantaj dosyalarıyla iyice sıkılmış, istenilen tarafa rahatça çekilmeye sebep ama görünmeyen yularlar var gibi.
Bu sebeple pek çok lider, halklarına değil de maalesef kendilerini esir alan o küresel şer ve güç odaklarına hizmet eder hale gelmiş gözüküyorlar ya da en azından dışarıda açıkça böyle algılanıyor..
Ve bugün bazı liderlerin aldığı kararlar, halklarının vicdanıyla ve talepleriyle değil de, hiç açıklanmayan o dosyalarla şekilleniyor sanki.
Bu yazdıklarım basit bir analiz değil, Gazze’deki soykırım karşısında suspus olup kınamaktan başka hiç bir şey yapmayan, hatta israile destek olan koltuk sahiplerinin dışarıdan gözüken hazin bir tablosudur..
Milli Duruş'tan Sessizliğe...
Bu Tam Bir Hayal Kırıklığı!
Bu topraklarda büyüyen milyonlarca insan, yıllarca “milli duruş” söylemiyle umutlandı.
Meydanlarda kurulan cümleler, kalabalıkların yüreğine cesaret verdi.
Mesela 2009’da Davos’ta yapılan o meşhur “One Minute” çıkışı, sadece bir söz değildi;
bir milletin kendine güveninin ve ümmetinin koruyucusu olduğunu hissedip hatırlayarak yeniden ayağa kalkmasının bir sembolüydü.
“Kudüs bizim kırmızı çizgimizdir” denildiğinde ise insanlar ilk defa bu meselenin gerçekten sahiplenildiğine inandı. Özellikle Gazzeliler...
Ama zaman geçti…
Ve sözlerle sonuçlar arasındaki mesafe büyüdü..
Vaatlerlerle icraatler arasındaki mesafe açıldıkça açıldı..
Hatırlayın…
Bir dönem meydanlarda en sert ifadelerle karşı çıkılan Gazze krizi, kısa sürede diplomatik ve ekonomik baskılarla çok farklı bir noktaya evrildi.
Aynı şekilde, uluslararası meselelerde ortaya konulan sert duruşlar, çoğu zaman sahada aynı karşılığı bulamadı..
Bugün dönüp baktığımızda ortaya çıkan tablo bizlere şu soruyu sorduruyor: Söylenenler ile yapılanlar arasındaki fark nasıl bu kadar açıldı?
Ama gelinen durumda gerçek şu ki; insanlar artık sadece güçlü sözler duymak istemiyor; o sözlerin kriz anlarında nasıl bir karşılık bulduğunu görmek istiyor!
Gazze gibi tarifsiz bir insanlık dramının yaşandığı şu dönemde ise yukarıda bu soru daha da ağırlaşıyor.. Eğer kırmızı çizgiler vakti saati geldiğinde sahada görünmüyorsa, o çizgiler gerçekten var mıdır?
Ya da o sözlerin ne ehemmiyeti vardır?
Bugün bir çok insan artık o sözlerle halkın ve ümmetin sadece GAZININ alındığına inanıyor..
Ve bu söylemleri samimiyetten uzak tamamen politik bir söylem olarak görüyor.
Bir Amiralin Çığlığı: "İsrail Türkiye’ye Neden Saldırsın ki, (aksine) Müteşekkir!"
Milli duruş masallarının perde arkasını Emekli Amiral Türker ERTÜRK, bir televizyon yayınında kendince şöyle özetliyor ve diyordu ki: "Türkiye, İspanyanın gösterdiği direncin bir milyonda birini göstermiyor. 'İsrail Türkiye’ye saldıracak' niye saldırsın ki? İsrail, Türkiyeye müteşekkir biliyor musunuz! Niçin müteşekkir? Gazze’de soykırım yaparken ticarete Türkiye devam ettiği için; çimento gönderdiği için, demir çelik gönderdiği için, İsrail’e yönelik petrol akışına müsaade verdiği için!"
Devam ediyor emekli paşa;
"İspanyadan, İtalyadan, hatta Alman siyasetçi Merz'den bile itirazlar geldi. Ama Türkiyeden itiraz yok.Tükiye projeye hizmet ediyor. Irak da etti, Suriye de etti, Libya da etti. Türkiye bölgeye yönelik projeye hizmet etti."
"Netenyahunun uçağına 'Türkiye üzerinden uçuşuna geçiş izni verilmediği' gibi çıkışlar sadece birer algı operasyonuna yöneliktir. Güldürmeyin beni. Türkiye üzerinden (madem) bir geçiş izninine izin vermeyecektiniz, en önemli şey; SOYKIRIM yapılırken Türkiye üzerinden akan petrolü durduracaktınız, ticareti durduracaktınız."
"Türkiye bugüne kadar çok yanlış işler yaptı."
Evet, emekli amiral Türker ERTÜRK bunları söylüyordu.
Gerçi ben, paşadan bazı konularda farklı düşünüyorum ama onun tespitleri çok önemli ve ilginç de olduğu için aktarmak istedim..
Mesela onlardan biri: Ben paşanın aksine o kudurmuş sözde devlet israil'in Ankara'ya bile nükleer bomba atabileceğini bile düşünüyorum..
Çünkü onlar da bu potansiyel, bu şımarıklık, bu pervasızlık, utanmazlık, ahlaksızlık, sapmışlık fazlası ile var. Savaşı büyütmek istedikleri, hatta Armagedon savaşı diye bilinen büyük bir savaşı çıkartmak istedikleri zaten biliniyor..
O bölgede yaşanan ölçüsüz güç kullanımı ve hukuk tanımazlık, artık "bu olmaz, bu kadarı imkansız" denilen senaryoların dahi konuşulmasına neden oluyor. İşte bu yüzden en kötü ihtimalleri dahi masadan kaldırmadan düşünmek ve akılla hareket etmek zorundayız.. Düşünmek, tedbirli olmak her zaman iyidir..
Herkesinde malumudur ki; eğer israil'in bu zamana kadar kimsenin aklına-hayaline bile gelmeyecek zulümleri, ihanetleri, işgalleri, ifsadları, tahripleri, fitne, fesat ve nifakları çıkarttığı düşünülürse, böylesine kudurmuş bir milletin ve yönetimin "Ankaraya nükleer bomba dahi atabileceği ihtimali" asla gözardı edilmemeli ve tedbirli olunmalıdır..
Çünkü Tükiyeyi hazırlıksız yakalayıp teslim almak yada diz çöktürmek istemenin en kestirme yollarından biri budur onlara göre. Onların o pis, kokuşmuş, sapıtmış, insanlıktan çıkmış akıllarına göre..
Türkiye işte böylesine bir afetin, hengamenin, cenderin içine düşmüşken de, ipleri zaten kendi ellerinde olan Yunanistanı arkamızdan dolandırıp Türkiyenin batısını ve marmarayı bombalatmak onların planı dahilinde olabilir diye düşünüyorum..
O yüzden emekli paşa'dan bazı konularda tamamen farklı düşünüyorum..
Bunları ise korkutmak için değil, BİR TEDBİR olsun, HAZIRLIKLI OLABİLELİM diye yazıyor ve aklımda olan bir şüpheyi ve analizimi paylaşıyorum.
İlahi İhtar: "Ekini ve Nesli Helak Edenler!"
Biz aslında sadece siyasi bir basiretsizlikle değil, Kur’an’ın bin yıl küsür yıl öncesinden haber verdiği o "büyük ifsatla" da karşı karşıyayız.
Ve Bakara Suresi 205. Ayet ne da kadar sarsıcı bir uyarıdır: "O, iş başına geçtiğinde yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaya, ekini ve nesli yok etmeye çalışır. Allah ise fesadı sevmez."
Küresel çetenin GDO’lu tohumlarla rızkın genetiğini bozması "ekini helak etmek", mRNA teknolojileri ve AŞILARLA insanın biyolojik fıtratına müdahale etmek ise "nesli helak etmek" değil midir?
Benim kanaatime göre bugün GDO, AŞILAR, biyolojik müdahaleler ve insan fıtratını tartışmalı biçimde etkileyen bazı uygulamalar da bu tartışmalar çerçevesinde düşünülmelidir.
Çünkü artık aşıların zararları, hasarları, tahrip gücü ve ortaya çıkan fiili sonuçları bir çok bilim adamı ve doktor tarafından ifade ve itiraf edilmiştir..
Aşı olup perişaniyetini itiraf edenlerin sayısı ile belli bile değildir. Sosyal medya dahi binlerce, belki yüzbinlerce itiraf ile doludur..
Hatta ABD başkanı Donald Trump ve onun Sağlık Bakanı Robert F. Kennedy bile AŞI ve OTİZM arasında ki bağlantı ve sonuçları, gelinen hazin durumu, endişelerini en gür sesle ifade etmişlerdir. Bu konuyu daha önce de yazmıştım, hatırlayın lütfen..
Bazı siyasetçiler, aktivistler, bilim adamı ve doktorlar aşı politikalarıyla ilgili çok ciddi eleştiriler dile getiriyorlar. Bu iddialar bilim dünyasını ve mevcut sağlık sistemini her ne kadar çok zor duruma soksada karşıt görüş tarafından hâlâ tam olarak anlaşılabilmiş ve kabul edilebilmiş değil.. Tartışılmaya devam ediyor. Fakat mevcut aşı, aşı içerikleri ve aşı politiklarının toplumdaki güven krizini iyice büyüttüğü, insanları sarstığı açıktır..
İşte ABD'de bile, sistemin kendi içinden ve siyasetin en üst makamlardan bu itiraflar yükselirken bizde ise neden bir sessizlik hakim?
Bu meselenin sonuçları itibari ile; halkını küresel laboratuvarlara bir nevi denek olarak sunmuş olup zarar görmelerine sebep olan politikaların altına imza atanlar, bu ayetin tarif ettiği o "bozgunculuk" fırtınasına set çekemedikleri gibi, adeta o fırtınanın yelkenlerini doldurmuş olmuyorlar mı şimdi?
2026-2033 Aralığı ve Bin Yılın Dehşeti!
İçinde bulunduğumuz 2026 yılı, özellikle Eylül ve Ekim aylarından itibaren geri dönülemez bir sürecin başlangıcı olacaktır.
Şunu not edin derim: 2027 sonuna kadar o zalim, terörist ve siyonist yapının yıkılışını hep birlikte inşaAllah ki göreceğiz.
Elbetteki her şeyin en iyisini ve gerçek tarihini yalnız ve yalnız Allah bilir fakat çok yüksek bir kanaatim var ki bu tarih 2028 olmayacaktır!
Zalimler ve o küreselci şer güçler için ise, 2030-31 yılları düzenlerinin yerle bir olduğu, o planlarının ve hayallerinin başlarında bomba gibi patladığı yıl olacaktır.
2032, hatta 33'e kadar kimse rahat bir uyku beklememelidir bence..
Takriben 2033 lere kadar batı roma'nın dahi fethini görebiliriz, ki buna şaşırmayın derim. Tabiki her şeyin en iyisini ve gerçek tarihini yalnız Allah bilir tabiki.. Bizim ki; araştırmalarımız neticesinde hem siyasi hem de teolojik bir okuma ve çıkarımdır..
Hatta miladi 1453 de Doğu Roma'nın yani İstanbul'un fethinin gerçekleştiği gibi, hicri 1453 de ise Batı Roma'nın (Vatikan) mehdi a.s ile fethedileceğine dair bir kanaatim vardır. Bu fetih sadece maddi olarak değil manevi olarak da düşünülmelidir.. Yani bir çok hristiyanında müslüman olacağını, akın-akın islama gireceğine inanıyorum..
Bu sürecin zamanlaması konusunda tabiiki farklı yorumlar yapılabilir… Ancak istikamet bellidir, sadece gerçek zamanı yalnız Allah bilir.
Fakat 1000 yılın en dehşetli döneminin büyük bir sancıyla ve gazze katliamı ile tetiklendiğini, hatta aslında çok daha önce başladığını düşünüyorum.. Sadece Gazzede görünür ve hissedilir oldu.
Aslında şu an da 3. Dünya savaşı yaşanıyor ve içindeyiz. Fakat dünyanın kahir ekseriyeti bombalar kendi başlarına fiilen düşmediği ve bölgesel kaldığı için hissetmiyorlar, dolayısı ile kabul de etmiyorlar.. Ama aslında 3. Dünya savaşının bizzat içindeyiz.. Savaş çoktan başladı.. Sadece pek yakında herkes hissedip kabul etmek zorunda kalacaktır.
Bu Bir Kehanet Değil, Haber Verilmiş Bir Süreçtir!
Çünkü Resûlullah’a (s.a.v.) soruldu: “Kostantiniyye mi yoksa Rûmiyye (Roma) mı önce fethedilecektir?” O ise tek cümleyle tarihin akışını belirledi: “Heraklius’un şehri (Kostantiniyye) önce fethedilecektir.”
Bu rivayet; Ahmed bin Hanbel’in Müsned’inde, Dârimî’nin Sünen’inde, ayrıca Hâkim en-Nîsâbûrî’nin el-Müstedrek’inde yer alır ve Hâkim bu rivayet için “isnadı sahihtir” hükmünü verir. Zehebî de bu değerlendirmeyi teyit eder.
Aynı çizgide Heysemî, Mecmau’z-Zevâid’de bu rivayeti nakleder.
Dikkat edin: Burada sadece bir şehir değil, iki büyük merkez zikrediliyor. İlki zaten fethedildi. Yani haber verilen sürecin ilk perdesi 1453’te kapandı. Geriye kalan nedir? Rûmiyye… yani Roma.
Bu mesele artık bir “olur mu?” tartışması değil; zamanı ve zemini tam bilinmeyen, bunu ancak Allah'ın (c.c) bildiği ama istikameti belirlenmiş bir hakikattir. Çünkü nebevi ihbar, ihtimal konuşmaz, istikamet çizer..
Özetle; Bizler inşaAllah bundan sonra Hz. İsa (a.s) ve Hz. Mehdi’nin gölgesinde, sarsılmaz sanılan o şer odaklarının kendi ağırlıkları altında ezilişine şahitlik edeceğiz.
Dahası o trilyon dolarlık servetlere belki el konulacak, sömürülen her kuruşun hesabı sorulacak.
Hükümetler, şimdilik Bill Gates ve Küreselciler ne derse yapmaya devam ediyor.. Ama bu kesinlikle böyle gitmeyecek. Çünkü;
Her cemalin bir celali vardır.
Her kemalin bir zevali vardır.
Her imparatorluğun bir çöküşü vardır.
Her saltanatın bir sonu vardır.
Her yükselişin bir inişi vardır.
Her zulmün bir hesabı vardır.
Gece ne kadar uzarsa uzasın, sabah mutlaka doğar..
Ve o güneş doğduğunda…
karanlık saklanacak yer bulamaz.
Balon şişer, şişer ama sonunda patlar.
Her olgunlaşan meyve sonunda düşer..
Düşmeye mahkumdur.. Ve en son çürür..
İsrailin durumu da işte aynen böyle olacaktır..
Yoksa 3. Dünya Savaşı Çoktan Başladı mı?
Bu sadece bir köşe yazarı iddiası değildir. Dünyanın en üst düzey isimleri bile artık aynı şeyi söylüyor.
Bakınız Vladimir Putin'den Joe Biden'e, Emanuel Macron'dan, Viktor Orban'a, Aleksandar Vucic'e, eski savunma bakanımız Hulusi Akar'a, hatta eski papa Francis'e kadar pek çok lider 3. Dünya savaşından bahsedip işaret ettiler.
Mesela eski ABD başkanı Joe Biden“Eğer Rusya ile NATO doğrudan çatışırsa bu Üçüncü Dünya Savaşı olur” diyerek ihtimali bizzat kendisi telaffuz etti.
Sırbistan Cumhurbaşkanı Aleksandar Vucic, "Üçüncü Dünya Savaşı fiilen başladı, ilan edilmese de" demiştir.
Eski savunma bakanımız Hulusi Akar, "3. Dünya Savaşı başladı demek bir karamsarlık değil, bir durum tespitidir." demiştir.
Eski papa Francis ise "parça parça bir 3. Dünya Savaşı" içinde olunduğunu savunmuştur.
Yani mesele artık “bu savaş acaba olur mu?” değildir...
Belki de asıl soru şudur: Biz şu an zaten o savaşın içinde miyiz?
Özetle; Totalde en az 20 yıl kadar sürecek bu dehşetli sürecin sonunda ise bizi bir "Altın Çağ" beklemektedir.
Fakat bu savaş aslında daha önce başladı. Yani başlangıcı 2026 yada 2023 değildir..
Bizler sadece, bundan sonra o dehşetli savaşın final bölümünü, fiili bölümünü, küresel çapta ve Dünyanın temelde 2 ana bloğa ayrılıp birbirleriyle çarpıştığı ASIL BÖLÜMÜNÜ görecek olan nesiliz..
Yol artık çok yakındır, vakit ise çok dardır.
Tedbirinizi alın, ihtiyaçlarınızı temin edin..
Perde Kapanırken Tarafınızı İse İyi Seçin..
Çünkü bugün herkes bir şeylerin arkasına saklanıyor: Mesela güç, çıkar, makam, korku ya da suskunluk…
Ama yarın bunların hiçbiri kalmayacak. Geriye sadece şu soru kalacak: “Hakikatin yanında mıydın, yoksa konforunun yanında mı?"
Belki zamanını bilmiyoruz, belki sürecin bütün detaylarını da…
Ama şunu iyi biliyoruz: Hakikat gecikir, ama asla kaybolmaz..
Bu yüzden bugün belkide bir karar günüdür.
Ben derim ki: Safınızı, bazı liderlerin acı verici ve kabullenilemez politikalarına göre değil, vicdanınızın ve Kur’an’ın sesine göre belirleyin.. Böylece VEBALDEN KURTULUN!
Çünkü artık mesele ne olacağı değil…
Sizin nerede duracağınızdır...
Selam, dua ve hürmet ile...
Konuyla ilgili Amiral Türker Ertürk'ün sarsıcı analizlerinin tamamı için:
https://youtu.be/RY-1R-5m_gU?si=U9yHmJNaVZ3BmIs6
Yorumlar
Kalan Karakter: