CHP (ÖCÜ) Gelecek Korkusuyla Nasıl Aldatıldık!
Artık her şeyi tevil etme çabası bitti, hüsnü zan tükendi..
Maskelerin ardındaki o büyük dönüşümle yüzleşme vaktidir.
İçinizden bazıları bu yazıya çok öfkelenecek. Bazıları "Zamanı mı şimdi?" diyecek. Ama bu, ne bir AK Parti düşmanının karalama kampanyasıdır ne de muhalefetin ekmeğine yağ sürme gayretidir.
Bu, 24 yıldır devam eden AK Parti hareketine 2006'dan beri defalarca oy vermiş, "ehven-i şer" diyerek sandığa koşmuş bir adamın, kendi mahallesinin ortasında patlattığı bir vicdan bombasıdır.
Şimdi gelin o sahte konfor alanlarımızdan çıkalım ve kendimizi kandırmayı bırakıp hakikatlerle yüzleşelim. Çünkü bugün artık, aynadaki o gizlenemez acı gerçekle hesaplaşma günüdür.
Ben hayatım boyunca CHP’ye oy vermedim. Ama AK Parti’ye ve Erdoğan’a defalarca verdim. Pişman mıyım? Hayır. Çünkü yanlış yaptığımı düşünmüyorum, hissetmiyorum. Zira o günün şartlarında mesele mükemmeli bulmak değildi!
Beşeri olan her sistem kusurludur, eksiktir.
Mükemmel olan ise yalnızca Allah’ın nizamıdır, intizamıdır.
Biz de mükemmeli aramadık. Peki ya neyi aradık?
Daha büyük bir kötülük, daha karanlık bir şer olduğuna inandığımız, dahası içindeki 90 yıllık kini, yalandan da olsa gizlemeyi dahi beceremeyen o CHP zihniyeti kapımıza bir kez daha dayanmasın diye hareket ettik. Çünkü geçmişte CHP zihniyetinin yaptıkları, baskıcı anlayışı ortadaydı.
İşte bu yüzden, milyonlarca muhafazakar insan gibi ben de ehven-i şer stratejisi ile hareket ettim.
Bugün de hâlâ söylüyorum:
Bu mantık teoride güneş gibi zahir, gündüz gibi net bir hakikattir. Geçen yazımda detaylarına biraz girmiştim, hatırlayın lütfen..
Hem müslüman ZAHİRE bakar idi. Zahir veriler, söylemler ise AK Partinin lehine idi.
Özetle: Dün cemaatlerin ve milyonlarca samimi dindarın bu stratejiyle hareket etmesi dini, akli ve siyasi bir mecburiyetti.
Ancak bugün bambaşka bir eşikteyiz..
Artık dün bitti. Dünün şartları, verileri bitti. Bir çok şey deşifre oldu. Bir çok meselenin öyle olmadığı KAZA OLDU, açığa düştü! Dolayısı ile yıllardır aldatıldığımız ortaya çıktı.
Ve bugün artık asıl sormamız gereken can yakıcı soru şudur: Dün "ehven" diye sığındığımız o liman, ne ara ve nasıl "azam-i bir şerre" dönüştü?
Düşünebiliyor musunuz dostlar: Meğer biz sandığa koşarken, AK Parti bizim o halisane niyetlerimizi "çantada keklik" görüyormuş.
Biz ümmetin ve ülkenin derdiyle, geleceğiyle sadakat gösterirken, onlar bunu "garanti oy" sanıp bu şımarıklığın sefasını sürüyormuş.
Meğer bizi sorgulamayan, aklını kiraya vermiş, ne yaparlarsa yapsınlar arkalarından tıpış tıpış yürüyecek bir kitle zannediyorlarmış.
Allah aşkına Ehven-i şer gördüğümüz şey ne ara azam-i şer oldu?
Ya da en iyi ihtimal ile buna ramak kaldı?
Bakınız ne yazık ki bu dönüşüm sadece çarşıdaki yangınla, paranın pul oluşuyla ya da adalete olan güvenin tamamen sarsılıp birçok insanın adaletin rafa kalktığına inandığını söylemesi ile sınırlı kalmamıştır.
Asıl büyük kırılma; küresel güç odaklarının ajandalarına tamamen alan açan o teslimiyetçi politikalar ve pek çok meseledeki aldatılmışlığımız ile bizim ruhumuzda yaşandı!
Geçen yazımda da sorduğum gibi: "Fıtrata savaş açıp AŞI, Topuk Kanı gibi dayatmalarla bu necip milletin ve o masum bebeklerin, çocukların perişaniyetine sebep olup ailemizi, neslimizi ve geleceğimizi karanlık küresel güç merkezlerinin insafına terk etmek miydi bizim o ehven-i şer dediğimiz güvenli liman?"
"Kötünün iyisi diye sığındığımız o irade; Eğer dışarıda acziyete, içeride ise fıtrata ve nesle yönelik bir yıkıma dönüştüyse, burada artık bir siyasi tercihin ötesinde topyekün bir tehlike ve tehdit süreci başlamış değil midir?"
Bakınız bizler geçen süre içerisinde cüzdanımız boşalırken sabrettik. İncik-boncuk kabilinden şeylere takılmamaya gayret ettik. Ama meğer o sırada bizim egemenliğimiz, sağlığımız ve geleceğimiz o küresel karanlık güç merkezleri tarafından kuşatılmaya çalışılıyormuş..
AK Parti İktidarı ise izlediği politikalarla bilerek ya da bilmeyerek yahut siyasi bir öngörüsüzlükle bu sürece zemin hazırlıyor, adeta bu çarkın dönmesine aracılık ediyormuş..
Ağır mı konuşuyorum?
O halde gelin hafızamızı birlikte tazeleyelim:
Bir önceki yazımda da üstüne basa basa durduğum o küresel politikalara uyum sağlama yarışı neyin nesiydi?
Dünya Sağlık Örgütü’nün (DSÖ) o dayatmacı, karanlık ajandasına bu ülkenin insanları neden kurban edildi?
O ne idüğü belirsiz aşı politikalarıyla, küresel sermayenin, çıkar odaklarının, küresel tıp endüstrisinin ve uluslararası ilaç kartellerinin laboratuvar dayatmalarına karşı kendi vatandaşını, kendi öz evlatlarını koruyamayan, adeta bu sürece zemin açan politik bir irade, kendi iddiası olan "yerli ve milli" sıfatını nasıl hâla taşıyabilir? Bu nasıl olabilir?
Küresel efendilerin nerede ise her talimatına boyun eğen, kendi insanının feryadını ise duymayan, duysada sallamayan işte bu politikalara karşı daha ne kadar "vardır devletin bir bildiği" diyeceğiz? Bu olacak iş midir?
Böyle saçma sapan bir bakış açısı olabilir mi hiç?
Her sıkıştığında "2000 yıllık derin devlet aklı efsanesine" sığınmak nasıl bir akıl tutulmasıdır?
Dış politikada çizilen o zikzaklar, o teslimiyetler, düşülen tezatlar hafızalarımızdan ne çabuk silindi? Bir çoğumuz bu kadar mı balık hafızalıyız?
Daha önce çok söyledim yine söyleyeceğim: Madem iktidar hiç bıkmadan, usanmadan bu zamana kadar bu edebiyatı yaptı; o halde biz de yine hiç bıkmadan, usanmadan bunu hatırlatacak ve soracağız:
Yıllarca bize "Kudüs kırmızı çizgimizdir" denildi. Ne oldu?
Ortada kırmızı çizgi mi kaldı?
Siyonist, zalim, soykırımcı, hatta insanlık düşmanı mevcut israil iradesi, kırmızı çizgi mi dinlediler? Ezip geçmediler mi?
Yıllarca: "İstanbul düşerse Gazze düşer" sloganları atıldı, bu mealde cümleler kuruldu, millete bu satıldı, gazı alındı.
Soruyorum: Gazze enkaza dönerken, bebekler katledilirken, tarihin gördüğü en ağır katliamlardan biri gerçekleşirken ne değişti?
Meydanlarda İsrail’e en sert, en hamasi nutuklar atılırken; arka planda İsrail’e "katil" diyen bu ülkenin dindar vatandaşları hakkında açılan soruşturmalar neyin nesiydi?
Devletin en üst perdeden söyleyebildiğini, bu ülkenin kendi öz evladı söyleyince neden suç oldu?
Savundukları şey: "İsraile gelişi güzel hemen savaş açılması" bile olmayıp sadece itrail ile ticaretin kesilmesini isteyip vicdanının çığlığına dayanamayan o gencecik muhafazakar çocuklar, neden sokak ortasında ters kelepçeyle gözaltına alındı?
2010 yılında gerçekleşen Mavi Marmara saldırısının hesabı neden mahkeme salonlarında bırakıldı, terk edildi?
Sahi Mavi Marmara davası ne oldu? Neden israil ile anlaşıldı, uzlaşıldı? Neden dava düşürüldü?
Neyi, neye feda ettik?
Şu durumda 2009 da OLAY olan, gündeme bomba gibi düşen ve hepimizin çok gururlandığı "one minute" çıkışı da havada kalmış olmadı mı?
Hem Rahip Brunson (ajan Brunson diye biliniyor) tabiri caizse tek bir telefonla neden uçağa bindirildi?
Finlandiya'nın ve İsveç’in NATO üyeliğine, neden zahiren hiçbir somut kazanım elde edilmeden "evet" denildi?
Bu durumu hiç olmazsa Gazze için, orada bir ateşkes için, oraya su, yiyecek, ilaç, acil ihtiyaçlar için kullanabilmiş olmamız gerekmez miydi? Ancak bu şartla EVET denilmesi gerekmez miydi?
Bukınız bu dahi becerilemedi..
Halbuki NATO da, Finlandiya da, İsveç de hazır sıkışmış idi!
Lütfen ama lütfen, bize artık kimse "2000 yıllık derin devlet aklı" masalları anlatmasın, somut konuşsun! Zira bu kadarı yeter! Artık bu ifadelerden gına geldi. Ne hikmetse bunun karşılığını sahada bir türlü göremiyoruz. Ancak soyut ifadelerle, varsayımlarla savunuluyor..
Birileri zaman sıkışsa, bir meseleyi izah edemese, önümüze hep aynı ezberleri koyuyorlar:
☆ "Şimdi sırası değil."
☆ "Şartlar uygun değil."
☆ "Daha büyük tehlike var."
☆ "BEKA meselesi"
☆ "Dere geçerken at değiştirilmez."
☆ "2000 yıllık derin devlet aklı."
☆ "Yok 5000 yıllık derin devlet aklı."
☆ "Ak sakallılar, ihtiyarlar heyeti vs."
Gerçekten yetti artık.
Düşünüyorum da bu milleti herhalde ki o meşhur Kurtlar Vadisi dizisi yaktı! Herkesi inandırdı böyle bir heyetin varlığına, derin devlet aklına ve o aklın güya her şeyi kontrol ettiğine, takip ettiğine...
Fakat ne hikmetse bunun yansımalarını, sonuçlarını sahada bir türlü göremiyoruz.
Bunu elbette ki, hem de ne çok isteriz. Hatta bütün ruh u canımızla isteriz. Hem hangi samimi ve insaflı Müslüman Türk evladı bunu istemez ki? Ama sahada ve netice itibarıyla hiçbir somut karşılık göremiyoruz. Sanki ancak edebiyatı yapılıyor, bununla gazımız alınıyor ve bu ifadelerle avutulup pasifleştiriliyoruz.
Şu son söylediklerime dahi "Derin devlet aklı her gizli işini halkla mı paylaşacaktı?" diye itiraz edenler elbette ki YİNE çıkacaktır.
Biz de onlara deriz ki: "Şu cümleniz ve itirazınız dahi yine bir tevildir, soyuttur ve varsayımdır! Varsayımlara göre mi karar vereceğiz?"
Elbette ki bizler zahire bakacağız. Her şeyi ve devletin her detaylı işini bilmek gibi bir iddiamız zaten yok ve olamaz fakat sahada hiç mi karşılığı olmaz bir şeyin? Netice ise ortada! Ayinesi iş kişinin lafa bakılmaz..
Allah aşkına daha neyi, ne kadar tevil edeceğiz? Zira 5 yıl değil, 10 yıl değil; tam 24 yıl geçti aradan. Tevilin bir sonu mu var?
Devam edelim...
Soruyorum sizlere: Bizler AK Parti’ye ehven-i şer ile oy verip daha büyük, daha şiddetli olduğuna inandığımız bir şerden kaçmaya çalışırken; o şerrin farklı bir versiyonuna ama sinsice, hissettirilmeden alıştırılmış olmadık mı?
Netice bu değil mi?
AK Parti eliyle, dünün muhafazakarlarının asla kabul etmeyeceği hangi tahribatlar yapılmadı ki?
Hadi insafla ve şartlanmışlıklarınızı bir kenara bırakarak cevap verin..
Eğer İslami söylemleri, yapılan hamasi manevraları, gaz almaları ve önyargıları bir kenara bırakmayı başarabilirsek netice ortada değil mi?
Bugün beni asıl kahreden şey AK Parti’nin güç zehirlenmesi yaşaması değildir.
Evet GÜÇ bozar, bozulur, şımarır, haddi aşar. Tarih zaten bunun örnekleriyle doludur.
Beni asıl bitiren şey; bizim bu sessizliğimizdir!
Çünkü sessizlik bir noktadan sonra İKRARA dönüşür!
Lütfen sorun kendinize, fakat İNSAFLA!
Acaba CHP yapsaydı ayağa kalkacağınız kaç şeye, AK Parti yaptığında kafanızı çevirdiniz?
CHP döneminde olsaydı meydanları dar edeceğiniz kaç uygulamayı, AK Parti döneminde "idare ettiniz"?
"Vardır bir bildikleri" dediniz, bir HİKMET aradınız?
Eğer CHP yapsaydı "zulüm" diye feryat edeceğiniz kaç adaletsizliğe, sırf bizimkiler yaptı diye kılıflar uydurdunuz yada susup görmezden geldiniz?
Bakınız, iktidarlar seçmenin itirazı kadar sınır tanırlar!
Eğer seçmen susarsa, iktidarlar daha da fütursuzlaşır..
Ama bizim önümüze hep o aynı korku duvarı örüldü: Nedir o? "Ya CHP gelirse?"
Şimdi o soruyu tersine çevirerek ben soruyorum:
Ya CHP’den korkarak kaçtığımız ne varsa, şu an bizzat desteklediğimiz o ellerle bize zaten yaşatılıyorsa?
Ya o korktuğumuz ahlaki tahribat, küresel teslimiyet ve inanç erozyonu, nöbet tuttuğumuza inandığımız kapılardan içeri çoktan sızmışsa?
Şimdi dindar camiaya, kanaat önderlerine, STK’lara ve cemaatlere sesleniyorum:
Uzun süre devam eden ve zamanında çok da konuşulup eleştirilen İsrail ile ticaret süreçleri; DSÖ’nün AŞI ve Topuk Tanı dayatmalarına gösterilen o boyun eğmişlik bir CHP iktidarında yaşansaydı ne yapardınız?
Dışarıda belki milyonlarca insanın, en hafifi ifade ile "AŞI HASARLARI" yaşadığı şu dehşetli tablo, eğer CHP iktidarında yaşansaydı ne yapardınız? Yine SUSAR MIYDINIZ?
Çoluğunuzun, çocuğunuzun, annenizin, babanızın, müslüman kardeşlerinizin bütün uyarılara rağmen, mesela deney aşamasındaki Covid mRNA iğneleri ile perişan edilmesine razı olur muydunuz? Hesabını sormaz mıydınız?
Bakın çok net konuşacağım: Dışarıda birçok insanın açıkça küresel bir tahakküm, adeta bir "Deccalizm ajandası" olarak gördüğü ve tanımladığı o politikalara karşı bu sessizlik sizleri hâlâ uyandırmıyor mu?
Eğer öyleyse; EYVAH...
Toplum olarak kafamızı şöyle bir kaldırıp bu meselelerin mahiyetinin aslında ne olduğunu araştırmak hiç mi aklımıza gelmiyor?
Eğer bu vahim tablo gerçekse; muhafazakar camia bu saatten sonra NEYE zemin hazırladığını, aslında NEYE destek olmuş olduğunu hiç düşündü mü acaba?
Buradan açıkça sormak istiyorum: Sizler Hak yoluna doğru gittiğinizi zannederken, buna inanırken aslında batılın çizgisine omuz vermiş olabileceğinizi hiç hesaba kattınız mı acaba?
Öncesini boş verdim. Çünkü anlamak, çözmek kolay değildi. Zira siyasi yalanlar söylendi, hamasetle hareket edildi, islami söylemler söylendi, "bismillah, Allahu ekber" denilip tekbir getirildi..
Mesela yine sornak isterim: Filistin için yürüyen muhafazakar gençlere ters kelepçe, eğer bir CHP hükümetinde vurulsaydı nasıl bir tavır alır, acaba bugün hangi meydanlarda gıyabi cenaze namazları kıldırır, sloganlar atar, ortalığı yıkardınız?
Hangi cemaat o zaman "bunda da bir hayır var" diye susabilirdi?
Peki şimdi neden bu derin ve kahredici sessizlik?
Bakınız, bugüne kadar verilen oyları, izlenen ehven-i şer stratejilerini sorgulamıyorum. Çünkü o günün şartlarında bu bir gereklilikti. Bunu bir önceki yazımda kısmen açıkladım zaten. Ve AK Parti’nin böyle bir noktaya evrileceğini öngörmek de hiç kolay bir şey değildi. Çünkü bize İslami bir hassasiyetle ve söylemlerle yaklaştılar. Yani bir çok icraatta retorik ile pratik taban tabana zıt bir görüntü verdi. Kendilerini inanç boyutuyla itham etmiyoruz tabii ki fakat bir çok icraatleri bu şekilde oldu. İşte böyle hareket eden bir yapıyı çözmek hiç kolay bir değildir.
Fakat bugün artık mızrak çuvala sığmıyor. Gizli hiçbir şey kalmadı, bir çok mesele KAZA OLDU, maskeler düştü.
AK Parti’nin bugün ısrarla, hatta kendi seçmenine dahi meydan okuyarak uyguladığı politikalar, benim nazarımda AK Partinin gerçek mahiyetini tamamen deşifre etmiştir!
Artık tevil edecek, hüsnü zan besleyecek, "bir bildikleri vardır" diyecek bir şey kalmadığı kanaatindeyim.
Söylenen her süslü sözün, tam tersi eylemlerle çiğnendiği bir dönemi yaşıyoruz.
İşte bu yüzden, öncesi değil asıl bundan sonrası tehlikelidir! Çünkü bundan sonrası artık ağır bir vebaldir diye düşünüyorum.
İslam fıkhının ve ahlakının o sarsılmaz kaidesini buradan tekrar hatırlatmak zorundayım: Zulme rıza zulüm, küfre rıza ise küfürdür!
Bu, benim kişisel yorumum değil, meşhur bir kaidedir..
Asıl bundan sonra aynı çizgiye destek vermeye devam etmek, o küresel ve ahlaki teslimiyete doğrudan ortak olmaktır..
Hem insan çoğu zaman eski bir doğruyu, yeni şartlarda sorgulamayı bıraktığı için yanılır.
Zamanı ve şartları doğru okuyamayıp, miadı dolmuş bir hükmü hâlâ doğru zannederek de tuzağa düşebilir.
Sorun, ehven-i şer diye çıktığımız yolculukta tabelaya bakmaya devam edip yolun nereye gittiğini unutmuş olmamızdı.!
Bizim belki en büyük hatamız da, ehven sandığımız şeyin ne ara azam-i şere dönüştüğünü fark edememek oldu.
Buradan açıkça söylüyorum ki: Bizler yıllarca "Eyvah, Ya CHP gelirse" dedik; ama korktuğumuz o küreselci gözüken, o halkına yabancı zihniyet, bizi kendi mahallemizin silahıyla, bizim verdiğimiz oylarla vurdu..
AK Parti'nin izlediği çizgi, artık birçok muhafazakâr açısından ehven-i şer olarak savunulamayacak bir noktaya gelmiştir.
Benim nazarımda ise AK Parti'nin izlediği mevcut çizgi, artık ehven-i şer vasfını büyük ölçüde kaybetmiştir!
Ve bugün bence yüzleşmemiz gereken en acı ve en çıplak gerçek şudur: Sorun, dün ehven-i şer mantığıyla hareket etmek değildi. Sorun; ehven-i şer diye büyüttüğümüz yapının bugün deşifre olmuş bir halde azam-i şer'e doğru evrilmesini gördüğümüz halde, hâlâ sessiz kalarak bu küresel ve ahlaki teslime ortak olmaya devam etme tehlikemizdir!
Buradan tüm muhafazakar camiaya, cemaatlere ve vicdan sahiplerine açık bir çağrıda bulunuyorum:
TEVİL dönemi bitmiş, hüsnü zan tükenmiştir.
Önümüzde artık gizlenecek hiçbir kılıfı kalmamış bir irade durmaktadır..
Bugüne kadar "aman zarar gelmesin" diye koruduğumuz o değerler, bizlerin SESSİZLİĞİ, AK Partinin ise vesilesi bugün bizi küresel odakların piyonu haline getirme riski taşımaktadır.
Uyanın!
Zira bundan sonra o AK Parti için sandığa uzanacak el, sadece siyasi bir tercih yapmayacaktır.. Ya zulme karşı Hakkın safında duracak ya da bile isteye, artık bir çok şey aşina olduktan sonra dahi taassupla hareket edip bu vebale imza atarak kendi ilkelerini dahi ölüme mahkum edecektir.. Kanaatim acizane budur..
Hesap günü yakındır ve o gün hiçbir soyut "derin devlet efsanesi" bizleri bu vebalden kurtaramayacaktır!
Allah'u a'lem..
Önemli Not:
Bu satırları kaleme alırken bilinmesini isterim ki kalbimde yalnızca iki murat ve niyet taşıyorum:
Birincisi; yıllarca omuz omuza yürüdüğümüz cemaatleri, sivil toplum kuruluşlarını ve kanaat önderlerini içine düşülen bu ağır vebalden uyandırmak ve bir Müslüman olarak tebliğ görevimi yerine getirmiş olmaktır..
İkincisi ise; İçinde bir çok samimi, insaflı ve vatanperver olan AK Partili yetkililerin de gittikleri bu yanlış yoldan, sürüklendikleri bu ağır vebalden dönmelerine, bir nebze de olsa hayra dair uyanışlarına vesile olabilmektir.
Niyet ve Murat benden, takdir ise Allah’tandır.
Selam, Dua ve Hürmet ile..
Yorumlar
Kalan Karakter: